Anasayfa Ürün Haber Vitrindekiler Röportajlar Projeler Teknik Makale ve Raporlar Etkinlikler Duayenler Firma Rehberi Fuarlar Ürün Pazarı
Kullanıcı Adı
Şifre

   Yeni Üye | Şifremi Unuttum
OKYANUS Alüminyum Fuar’da Dikkatlerin Odağındaydı
 
CA Otomasyon Sistemleri Fuarda Güçlü Vizyonunu Sergiledi
 
KONMETSAN Alüminyum Avrasya Fuarında Bir Dünya Markası Olma Yolundaki Başarılı Yolculuğunu İspat Et
 
Orgadata Yazılım Fuar’da Sektörün Tüm Bileşenlerine Ulaşmayı Başardı
 
Process Alüminyum Küresel Pazarın En Önemli ve Kalıcı Oyuncusu Olacak
 
SCS Otomatik Panjur ve Kapı Sistemleri Fuar’da Profesyonel Yapısıyla Göz Doldurdu
 
Dünya Pazarlarına Açılan OĞUZHAN Alüminyum Fuar’da Dikkatlerin Odağındaydı
 
Dünya Normlarında Aksesuar Üreten WİNDOFORM Avrasya Fuarında Profesyonel Gücünü Yine En Güçlü Şekild
 
http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

https://www.insulbar.de/tr/

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

Toplam Ziyaret : 9500016
   Duayenler Saray Alüminyum   Ahmet SARAYLI İşçi Önlüğünü Çıkartmadan Bir Dünya Markasına Patronluk Yapıyor ET: 30-09-2010 Yazdır   Tavsiye Et

Bana, “usta gibi fabrikada geziyor” diyenlere sadece şunu söylemek isterim: Ben işimin Ustasıyım…


Makine sesi duymadan rahat edemiyorum

Alüminyum sektörünün duayenlerinden Ahmet SARAYLI, 7 yaşındayken, Yozgat’tan İstanbul’a geldi. Alüminyum sektörüne çırak olarak girdi ve önce polisajcılığı öğrendi. Ustalarından aldığı bilgi ve edindiği beceri ile gönül verdiği bu meslekte, tampon ve pencere mandalı yaparak ilerlemeye başladı. 1978 yılına gelindiğinde, kapı ve pencere kolları yapan Ahmet SARAYLI, sektördeki çizgisini belirginleştirmeye başlamıştı.


Ahmet SARAYLI’nın başarı öyküsünün temelinde, şimdilerde kayıplara karışmış olan, eski İstanbul esnafının muhteşem dayanışma geleneği bulunuyor. Gece gündüz çalışan iki kardeşin ve işçilerin alın terleri bu geleneği sürdürüyor. Bu geleneği sürdüren Ahmet SARAYLI da, fabrikalarının yapmış olduğu yüksek ciroya rağmen, hala önlüğünü giyip, işçileriyle birlikte yan yana çalışıyor. Şirketin yönetim kurulu başkanlığına, oğlu Murat’ı getirmiş ve ona ilk büyük yatırım projesi için her türlü desteği vermiş.

Ahmet SARAYLI, yaptığımız söyleşide, girişim öyküsünü anlatırken, başarının da sırlarını veriyor:

“Alüminyumculuğa, yedi yaşımda, çırak olarak, metal parlatarak (polisaj) başladım. Makine sesi duymadan rahat edemiyorum. 1966’da, çalıştığımız işyerinin sahibi, atölyeyi bize teklif etti. Biz de, ağabeyimle birlikte borç bulup aldık. Borcumuzu ödemek için haftalarca günde ancak birkaç saatlik uykuyla çalıştık. Alüminyum döküm yapıyor, pencere ve kapı tamponu ile paspas çarpmaları üretiyorduk. Müşteri daima memnun kaldı. Tüm isteklerini karşıladık. Bu sayede işimiz hep gelişti.’’

Ben atölyede olunca herkes motive oluyor..



Ahmet Saraylı, halen önlüğü ile  atölyede işçilik yapmasını yadırgayanlara kulak asmıyor. ‘‘Biz böyle alıştık. Benim atölyede olmam hem benim hem de işçilerim için çok iyi. Onlar motive oluyorlar, işe daha istekle sarılıyorlar’’ diye başlıyor işçi-patronluğunu anlatmaya ve depremden sonra yaşanan sektörsel krizde işçilerle yaşadığı bir olayı şöyle özetliyor:  “ Zamanında Deprem olmuştu.  İşler kesildi bizim için kriz var. Birçok firma işçilerini kapıya koyuyor. Bizde de iş yok. Ben işçilerimi çıkaramadım. Hesabı birlikte yaptık, işçi çıkarmamamız halinde 1 yıllık zararımız 800 bin dolar olacaktı. Dedim ki, ‘arkadaşlar 800 bin dolar zarar etsem ne olur ki, yıllarca kazandığımızdan 800 bin dolar eksilir o kadar. Yolumuza devam edelim'. İyi ki öyle yapmışız. O yıl zarar da etmedik, kapanan firmalar yüzünden bir sürü sipariş bize aktı. Ciddi büyüklükte kár yaptık Ayrıca sonraki krizler için de bize çok iyi bir tecrübe oldu.’’


669


Alüminyum sektörünün duayeni ile işyerinde görüştük:

Ahmet Bey, size sormak istediğim çok soru var. Önce size ait bir hatıramı anlatayım: Henüz sizi tanımadığım sıralardı. Saray Alüminyum’un patronu Ahmet SARAYLI bana randevu verdi. Firmaya geldim. Birçok firmada olduğu gibi, masa başında oturan bir patronla karşılaşacağımı düşünürken,  imalathanenin içinde hızlı hızlı yürüyen, önlüklü, elindeki kağıttan sürekli bir şeyleri kontrol eden kişinin, Saray Alüminyum’un sahibi Ahmet SARAYLI olacağı açıkça aklıma gelmemişti.
 
Sizinle tanıştıktan yaklaşık bir hafta sonra tekrar geldiğim zaman, bu sefer de, acilen bir malzemeye ihtiyacı olan bir kişiyle yüz yüze görüştüğünüzü, şahsın, işi ile ilgili sonucu elde edene kadar, firma sahibi ile değil de, ustabaşı ile konuşuyormuş zannettiğini, daha sonra sizin firma sahibi olduğunuzu öğrendiğinde yaşadığı mahcubiyeti görünce, sizi ilk gördüğümde yaşadığım şaşkınlığım gözümün önünden geçti. Anladığım kadarıyla, böyle olaylara işyerinizde çok sık rastlanıyor. Ahmet SARAYLI, önlükle gezen bir patron..

 
Bu hadiselerin sayısı oldukça fazla. Ama ne bekliyorsunuz ki? Eğer masa başında oturursam, takım elbiseyle ve özel arabalarla gövde gösterisi yaparsam farklı bir insan mı olacağım? Ben de bunu anlamıyorum. ‘Fabrika sahibiyim’ diyerek her şeyi farklı yapma özgürlüğüne sahibim anlamına mı geliyor? Bir adam beni görmek istiyorsa gelir, görür. Neden kaçayım ki? Neden müşterim benim karşıma çıkmasın? Derdi derdimiz, sorunu sorunumuz olduğu sürece. Yıllardır bu işyerinde yaşıyoruz. Neden, müşterim beni görmek istiyorsa onu atlatmaya çalışayım ki? Aksi takdirde gizli saklı işler yapıyorumdur. Neticede işi var, onu çözmek için geliyor. Bunun için karşısına çıkar cevap verirsin. 


 





Aksesuar imalatı ile başladığınız bu işte daha sonra neden değişikliğe gittiniz?



Şansın rolü büyük 1978-80 yıllarında yaşanan bir zorluk vardı. Sendikalaşma vardı. Ama ‘sendikacıyım’ diyen bazı kişiler işçi hakkını korumak bir yana işleri sabote ediyorlardı. Biz de o zamanlar daha az adam ile daha rahat çalışma yanlışlığı yaptık. Yoksa o sektörde önemli bir yerimiz vardı. İyi konumdaydık. O dönemde daha büyük bir yatırıma yönelip, alüminyum profili tercih ettik.

Bazı şeyler hesap ve kitapla olmuyor. Şansın büyük rolü var. Türkiye’de 65 milyon insan yaşıyor ve bu ülkede belli başlı yerlere gelen bir milyon insan varsa, geriye kalan 64 milyon insan bu bir milyonluk dilime imrenerek bakıyor. İmrenilen grubun hepsinin aşırı yaratıcı ve süper beyinli olmaları mümkün değil. Dolayısıyla, “şansları iyi gitmiş” demek daha doğru olur. Ama şunu da bilmek gerekir ki, bir yere varmak için çok fazla çalışmak ve özverili olmak gerekir. Bütün bunlar olmazsa, büyümeniz zaten olanaksız olur.

Bu işe çocuk yaşta, teknik elemanlar ve iyi bir kadro yokken,  kendi çabanızla başlamışsınız. Hangi vidanın nereye konulacağını biliyorsunuz. Şu anda bu işi yapan başka insanlar varsa illaki kravatla, gömlekle gezip kenara çekilmek zorunda değilsiniz. Ben bu işi zevkle yapıyorum. Eğer yaptığın işi seviyorsan makinenin sesi sana melodi gibi gelir, ama sevmeyen biri, ‘makine bağırıyor’ diyebilir. Aradaki fark bu. Misal olarak, bir firma düşünelim, sahibi alüminyumunun, hidroliğin, motorun ne olduğunu bilmeden işe girmiş. Şimdi bu adam işçi kıyafeti giyerek ne yapacak ki? Benim artı bir özelliğim var:  Ben işçilikten gelen bir patronum. Ben ‘işçi patronum.’ 

İmalat ve kalite hatası olan bir malı müşterinize sunamayacağınız gibi, bu üretim şekli ile dünyaya da açılamazsınız.


Ahmet Bey, büyümek kelimesinin ifadesini Saray Alüminyum’la özleştirmek isteseniz, neler söylerdiniz?




Ufak iken yaşamak kolaydır. Büyüdükçe sıkıntılar artar, zorluklar başlar. Bina başlarken zeminde bir şey hissetmesin, 3-5 metreye geldiğinde bir şeyler hissetmeye başlarsın, Yüksel-dikçe korkuların henüz başlamamış olur. Rüzgar ne kadar esse de seni etkilemez. Fakat 9-10’ncu katlara geldiğin zaman korkularını hissetmeye başlarsın, rüzgarın seni etkileyeceğini düşünürsün. O yüzden hareketlerin daha da zorlaşmaya başlar. Bir çiviyi çakmak bile çok zorlaşır. Yükseldikçe tabiî ki sıkıntılar ve riskler ona göre artar.

Bugün alüminyum sektörünü bir merdivene benzetirsek, Saray Alüminyum sizce hangi basamakta bulunuyor?

Bugünün şartlarına, üretim, satış, teknoloji ve yatırım güçlerine baktığınız zaman, birilerine “neredesiniz?” diye sorarsanız, size mutlaka liderlik seviyesini gösterecektir. Fakat benim inancıma göre, eğer sektör bir merdiven ise biz merdivenin ortasından yukarıya çıkan grubun içindeyiz. Yani önümüzde çıkacağımız daha çok basamak var. Büyüme ile birlikte gelen sıkıntılarla yükselen zorlu basamaklar gibi. Biz de biliyoruz ki, en tepede rüzgar daha  fazla eser  ve bu nedenle oralara ulaşmak zordur. Ancak, zamanla gelinebilecek noktalar olduğunu biliyoruz. Bugün buralara gelmek, hele de bu şartlarda, bu seviyelere gelmek, anlatmayla olacak şeyler değil. Buna emin olabilirsiniz.

“Türkiye’de bir marka olmak, aynı zamanda da markanızı uluslararası pazarlarda da en iyi şekilde tanıtmak ve yer almak” ifadeleri sizin firmanızla özleşen konular. Saray ismi de bu şekilde ülkenin kazandığı önemli markalardan biri. Bunu nasıl sağladınız?

Bu isimler çok kolay meydana gelmiyor. Bugün Türkiye’de varsayalım 200 tane fabrika var. Bugün Cumartesi, saat 14.00. Ben buradayım. Yarın Pazar, gelirseniz yine beni burada bulacaksınız. Bundan emin olabilirsiniz. Başka hiçbir patron işinin başında olmaz. Ben burada kalıyorsam bir şeyi düzeltmek için kalıyorum. Müdahale etmek için burada kalıyorum. Bu ne demek? Artı bir anlamına geliyor. Yani sizin bir adım önde olmanız anlamına geliyor. Belki bu özellik milyarda bir, ya da milyonda bir kişide vardır. Bunun hesabını ben yapamam. O da bu piyasanın sana iyi demesini sağlıyor diye düşünüyorum.



Ürettiğiniz ürünün dışında kimliğinizin de sektör içinde saygın bir yeri var.  Saray Alüminyum’un patronunu görmek, onunla konuşmak veya ondan fikir almak duyduğum veya gördüğüm kadarıyla zor olmayan fakat sektör içinde nadir bir durum.

Saray çalışanıyla, bayileriyle  omuz omuza vererek bugünlere geldi. Biz çocukluktan beri halkın içinde yaşadık. Onlarla birlikte yaşadık. Üniversiteden gelip patron koltuğuna oturmadık ki. Bugün burada, 25-30 senedir emek veren dostlarım, arkadaşlarım olan çalışanlarım var. 30 sene karı koca geçinemez iken, bugün siz fabrikanızda içli dışlı oluyorsunuz. Bir bakıyorsunuz sana bu kadar uzun süre emek veren kişi diyor ki, “çocuğumda burada çalışsın.”Demek ki oğlunu getiriyorsa kendiside memnun. O yüzden burada şimdi ikinci kuşaklar da çalışmaya başladı. Bu güzel bir şey. Her ne kadar, “insanlar genellikle patronlarından memnun olmaz” dense de, evladını da getirebilecek duruma gelen kişileri görünce, onların memnun kaldığını anlıyorsunuz. O zaman, “ben bu elemana iyi bakmışım” diyorsunuz.  Onların içinde yetiştiğimiz için, onların dertlerini, sıkıntılı ve hasta hallerini, aile yaşamların anlayabiliyoruz. Aynı şekilde, bizi de onlar iyi tanıyorlar. Hangi durumda olduğumuzu biliyorlar.


Müşteriye gelince; tabiî ki müşterinin dediğini yapmak istediklerini harfiyen yerine getirmek zorundasın. Niye? Çünkü senden bir şey istiyor adam. Ona vermek zorundasın bunu. Başka hiçbir çaren yok. Belki şu an için onun isteklerini yerine getirmeyi önemsemeyebilirsin ama zamanı gelince önemseyeceksindir. Adam bir ton malzeme alır. Sen ona sıkıntı yaratırsan, bugün birleri üst üste koymazsan bir bakarsın bayağı bir şey kaybetmişsin. Onun için bütün esnaf ve insanlar iyi olmak zorunda. Bu bir meziyet olmamalı, insanlık görevi olmalı. Bunu kimi arkadaş yapar kimi arkadaş yapmaz. Bunu zaman takdir eder.

Özellikle eğitimin şart olduğunu söylerler. Profesyonel firmaların eğitimli ve profesyonel insanların elinde daha iyi yerlere geleceği konuşulur. Siz buna ne kadar katılıyorsunuz? Gördüğüm kadarıyla tam tersi durumlar da yaşanıyor. Bu işlerin sadece eğitim seviyesinin yüksekliği ile bazen hiç alakası olmuyor.

Ben eğitimin şart olduğunu herkese söylerim. Mutlaka iyi eğitim alınmasını tavsiye eder ve bilgilenmesi için elimden gelen tüm gayreti gösteririm. Ben burada ayda 1-2 sefer tüm personelimi eğitime tabi tutuyorum. Tamam, belki eğitimli olmayabilirsin, ama tecrübesiz olmamak farklı bir şey. Bir de bulunduğumuz sektörde çok fazla eğitimli veya profesyonel olmaya gerek yok bence. Profesyonel adam almak, onu masa başına oturtmak bizim yaptığımız işte ne kadar doğru olur bilinmez. Ama ufak çaplı firmalarda ciddi anlamda masraf anlamına gelir. “Ben bir tane genel müdür getireyim, bir pazarlama müdürü getireyim”,  bunlar biraz işin lüks yanı.



69


Saray Alüminyumun işleyişi nasıl oluyor? Örneğin gördüğüm kadarıyla pazarlama müdürünüz hiç yok.

Biz bayilerimiz üzerinden pazarlama işini yaparız. Bu sayede iki tarafta memnun kalır.

Bayilik sistemi nasıl işliyor Saray Alüminyum’da?

Biz bayilerimizle sadakat ile çalışıyoruz. Bu biraz kadrolaşma meselesi. Bir malzeme istendiği zaman biz zaten bayilerimize yönlendiriyoruz. Tam tersini düşündüğünüz zaman, bu kadar büyük kapasitesi olan bir fabrikanın 10-15 tane pazarlama ve satış elemanın olması gerekiyor. Bunu yaptığımızda, satışını yaptığımız ürünlerin de kontrolünü yapmak için ayrıca bir ekip kurmanız gerekiyor. Biz bunu yapmıyoruz. Biz diyoruz ki, “biz entegre bir kuruluşuz, malzemeyi en iyi şekilde üretiriz ve pazarlama firmalarımıza satarız.” Bu aslında biraz da risk dağılımına ortak etmektir bayilerimizi. Yoksa son aşamaya kadar biz buradan takip edersek, kendi işimizi yapamaz hale geliriz. Bizim kazanç oranımız belli. Biz malzememizi bayimize veririz, şartları belirleriz. O da malzemeyi sattığı insanla kurmuş olduğu diyalog nasılsa ona göre malzemesini satar, evrakını alır, bize ödemesini yapar. Bu şekilde olması bugüne kadar bize zarar vermedi. Bayilerimize de zarar vermez. Bu şekilde huzurlu çalışıyoruz. Biz burada ürünü en iyi şekilde nasıl takip edip bayilerimize sunuyorsak, onlar da satışını yaparken ürünlerin nerelere gittiğini en iyi şekilde takip etmek zorundalar. Bu sayede başarılı olacaklar-dır.

Sektörün en kötü zamanlarında bile bir Ahmet Abisi hep olduğunu söyleyen birçok firma var. Bu büyüden bahseder misiniz?

Söz ağızdan bir kere çıktığı zaman yapılması gerekir. Ahmet Saraylı bunu söylemiş diye bir şey yok. Bu herkeste bulunması gerekli olan ahlaki değerdir. Yani bir özellik değildir. Bunları yapmak mecburiyetindesin. 1960-1970 senelerinde bankalardan havaleler toplardık. O zamanlar bu şekilde değildik. O yıllarda kapı pencere aksesuarları yapardık. Biz müşterimize bir malzeme gönderdiğimiz zaman, adam bize, “sana 15 gün içinde paranı yollayacağım” derdi ve dediği zamanda mutlaka o para gelirdi. O zamanlar bugün olduğu gibi çok  alışveriş yoktu. Ararsın telefonla, bağlanması geceyi bulurdu. Bazen bu olaylar yüzünden gece yataktan kalktığımı bilirim. Müşterim gündüz aramış, santral bana gece bağlamıştır. Şimdiye baktığım zaman, teknolojinin bu kadar gelişmesi nedeniyle, her şey daha kolay ama, bozulan şeyleri kimsenin görmemesi biraz anormal bana göre. Ticaretin akışı değişti. Evraklar eskisi gibi değil..

Biraz da önceki dönemlerden bahsetseniz.  Arasında neden bugün çok fark var?

Size başta bahsettiğim durum nedeniyle. Ürünümüzü dışarıda satmamamızın tek sebebi bu zaten. Bayilerimiz seçiciliğini daha iyi kullanıyor. İstediğine malzeme veriyor istediğine vermiyor. Riskin büyüğünü kendisi alıyor. Yoksa, “neden ben her yere vermeyim” diye düşünsem, her yere malzeme veririm. Ama bir gerçek var ki, eski ticaret anlayışı hemen hemen bitmek üzere. Eski esnaf farklıydı. Önceden Anadolu’da bir ilde; bir, bilemedin iki firma vardı. Böyle olunca ona bayilik vermek kolaydı. En azından bilirsin ki oranın esnafı iyi, yaptığı iş onun her şeyi. Ama şu an öyle değil ki. Bir bakıyorsunuz aynı yerde 100 firma var. 200 fabrika malzeme vermek için uğraşıyor. Seçicilik tam yapılamadığı için düzgün esnafı bu kadar artan firma arasında bulmak zorlaşıyor ister istemez. Ben şunu çok iyi biliyorum ki, bugüne kadar bizimle çalışan insanlar hep pırıl pırıl ve dürüst kişiler. Yeni girmeye çalışanlar, “nasıl olsa ondan almam bundan alırım” diye düşündükleri için o yüzden büyüyemiyorlar. Rekabet koşturmakla oluyor adam zamanında koşturmuş bir yerlere gelmiş, bir bakıyorsun yanında bir sürü insan o kişinin bütün çalışmalarını görmez hale gelip yerler açıyor. Açsın tabii ki, ama düzgün ve seviyeli yapacaksa açsın. Yoksa günü kurtarayım, ne olursa olsun diye bu işler yapılmaz.

Şu sıralar fabrika kurmak daha kazançlı geliyor firmalara, bu kadar çok fabrika kurmak mantıklı mı sizce?

Bundan 2 sene önce alüminyum örneğin 4.5 YTL ise, profil 5 YTL idi. Yani yaklaşık olarak % 10’luk bir fark vardı. Alüminyum profil üretmek zordu. Şu anda tersine döndü, Alüminyum profil 5 YTL ise, levha 5.5 YTL oldu. Bu, çok fabrikanın açılmasının sebebidir. Ne kadar çok fabrika açılırsa fiyat o kadar geri gelir, kazanç oranları düşer. Örneğin şu anda 1000 ton/aylık üretim gerçekleştiren fabrika sayısı sayılıdır. Teknoloji gelişebilir, üretim şekillenebilir fakat sadece bunlar yetmiyor. Biraz önce anlattığım gibi alüminyum levha 5 YTL’den 5.5 YTL’ye çıkmış, alüminyum profil 5.5 YTL’den 5 YTL’ye inmiş. Bugün bir alüminyum hadde tesisi aylık 2.000 ton malzeme altında üretim yapmaz. İyi şartlarda 3000 ton/ayda alüminyum üretebilir. Bunu da 30 kişiyle yapar. Bugün  2000 ton alüminyum profil yapmak için en az 300 kişiye ihtiyaç var.

Benim bilmek istediğim önemli konulardan bir tanesi, alüminyum hammadde fiyatı belli, enerji belli, işgücü belli. Fakat gel gelelim alüminyum profil fiyatını Saray Alüminyum’un belirlediğini hem görüyor hem de duyuyoruz. Bu nasıl oluyor?

Bu gün bizim piyasamız  geniş, kapasitemiz çok büyük. Tabiî ki bizim takip edilmemiz gerekiyor. Yalnız şöyle düşünün; bugün Saray Alüminyum eğer fiyat belirliyorsa alüminyum profil üzerine çok ciddi karlar koymadan, en iyisini, en kalitelisini, en mükemmelini üreterek, aynı zamanda bizi tatmin edecek kazanç oranları ile ürünlerimizin satışını gerçekleştiriyoruz. Bugün ben sattığım malzemenin üzerine %20 kazanç oranı koysam, %5 kazanç oranı ile çalışacak birçok fabrika var. O zaman benim listem konuşulmayacak. Para kazanmak istedikçe dibe vuracak. Ben atıyorum, yanlış hesap yapayım, sermayesine malzeme satayım bunu dışarıdan kim takip edebilir ki? Sorarım size. Tabiî ki adam bizim fiyatımızı görürken mutlaka diyordur atıyorum ben %10 sattığım üründen kazanıyorsam, adam %8 lere inerek pazardan pay almaya çalışacaktır.

O zaman sektördeki fiyat kitabı Saray Alüminyum’a ait diyebilir miyiz?

Ben aslında sorunuza şu şekilde cevap vereyim: Alüminyuma baktığın zaman yılbaşında 2100 dolar. Hiçbir neden yok. Eline kağıtlar geliyor, okuyorsun. Yılbaşında, örneğin stok 1000 ton, şimdi bakıyorsun 1.400 ton ama fiyat artıyor. Bu saçma geliyor sana ister istemez. Bu fiyat artışının sebebi yok. Elinde malzeme birikmiş, diyorsun ki “ben bu malzemeyi piyasaya süreyim.” Bir kaide var; arz talep meselesi. Talep yok, arz var. Bakıyorsun fiyat artıyor. Bu saçma değil mi sizce? Ben onu görüyorum, bu böyle olmaz diyorum ve ona göre hareket ediyorum. Biz de bir şekilde piyasaya elimizdeki malzemeyi sürdük. Belki 15 gün daha bekleseydik, fiyatın iyice aşağıya çekildiğini görebilirdik. Metal düşmeye başladı, yine fiyatı aşağıya çektik. Tam o sıralarda bir iki firma fiyat arttırmayı düşündü. Saray arttırmadığı için kimse fiyatını arttıramadı.

Önceden fiyatı fabrika belirlerken, müşteriler artık her şeyi öğrenmiş gibi görünüyor?

Piyasalar geliştikçe fiyat istikrarı ister istemez oturur. Ben nasıl müşterimin hangi şartlarda ürünü üreterek kazanç sağladığını bilemezsem, benim de ürünümü hangi şartlarda, nasıl  ürettiğimi müşterim bilemez. Fiyat belirlemesini müşteri sadece 3-5 fabrikanın fiyatına göre anlamaya çalışır.

Sektörün gidişatı, yeni yeni firmaların piyasaya girmesiyle ciddi anlamda yara alıyor gibi görünüyor. Çünkü piyasa ve kapasitenin az çok belli olduğu dönemde, hele de sayının günden güne artışı, rekabetin artmasıyla sanırım ticareti de yakın zamanda kirletecek...

Bu dediğine katılıyorum. Haklısın ama ne kadar haklı olduğunu söyleyemem. Böyle bir sıkıntı var. Ben bunları zamanında yaşadım. Geçmişte böyle şeyler yaşandı. Bugün öyle mi değil mi?  Daha önceden, “alüminyum çok iyi, alüminyum çok iyi” dendi, 50 tane,100 tane firma bu işi yapmak istedi. Bir baktılar ki, belli zaman sonra bir gerileme başladı. Firmalar kar etmek zorunda. Kazanç sağlamasa kimse kimsenin hamalı değil. Şu anda olan gibi. Pres yatırımları yapılıyor. Üst üste bir şeyler konuyor. İlerisi nasıl hesaplanıyor, bilmiyorum.

Son 5 yılda alüminyum sektöründe inanılmaz derecede yeni fabrikaların katıldığını görü-yoruz. Bunun sebebi nedir sizce?

Yeni fabrikaların katılması aslında çok güzel bir durum. Sonuçta bir boşluk varsa onu doldurmak gerekiyor. Bunu yapan insan macera için yapmaz zaten. Ya da sadece para kazanmak istese, alüminyum sektörü dışında birçok farklı sektörde daha iyi paralar kazana-bilir diye düşünüyorum. Sen düşünebiliyor musun, bir birikimin var, uğraşmışsın, kazanmışsın. Kalkacaksın bunu hiç bilmediğin bir sektörde yok etmek ister misin?  Bizim sektörümüzde işin bir de kandırılma durumu var.  Adam geliyor, şimdi danışman görünümünde, tanıdığı parası olan birisine, “abi burada bir pres var, bu paraya alırız, şunu yaparız, bunu yaparız bu kadar para kazanırız” diyor.  insanlar bu aldatmacalara biraz güvenmese daha güzel şeyler olacak. Her insan kara geçemiyor.

Bu beni ilgilendirir mi bilmem ama, anladığım kadarıyla, bu kadar fabrikanın açılması riski körüklüyor.
 
Bugün Avrupa ülkelerindeki tesis sayısını çoktan geçtik. Türkiye’de yüzlerce firma var ama 10 firma diyorsanız, bu 10 firma da kendini yenilikten uzak tutar ve bir şeyler yapmazsa, birileri onları geçecektir. Çünkü o sıraya girmeyi bekleyen birçok tesis var.
12



Diyelim ki benim param var ben bu işi yapmak istiyorum. Yani alüminyumcu olabilir miyim? Bu kadar kolay mı bu iş?

Bu tamamen anlayış meselesi. Benim için kolay değil.

Ahmet Saraylı şu dönemde var olsaydı. Alüminyum sektörüne yine girer miydi? 

O soruyu bana soramazsın. Bu işin doğuşundan beri ben varım. Biraz alüminyum bilgisi olması gerekiyor tabiî ki. Sonuçta işin adı ticaretse neden olmasın.

Sizinle ilk görüştüğüm zamanlar, “Türkiye’de inşaatlarda PVC’mi yoksa Alüminyum mu kullanılacak?” sorusuna cevap bulunamazdı. Geçişler nedense Türkiye’de çok hızlı oldu. Ahşap, pazarını alüminyuma devretti. Alüminyumun elinden de ciddi payı PVC aldı. Tekrardan alüminyum metaline ciddi anlamda dönüş var inşaatlarda. Bana bundan 7 yıl önce alüminyuma tekrardan ciddi anlamda geri dönüşler olacağını söylemiştiniz. Doğrama ve cephe profil sistemlerinde piyasaya sunduğunuz mükemmel ürünlerle alüminyumun ayakta kalma mücadelesini hep verdiniz. Bunu yaparken de size “doğru mu?” sorusuna,  “zaman cevap verecek” demiştiniz. Belki de doğrama ürünlerinizin Türkiye hatta yurtdışında kabul görmesinde, zamanında vermiş olduğunuz önemli mücadelenin etkili olduğunu düşünüyorum.

Bakın benim PVC tesisim de var. Ama illaki doğramalar PVC olsun demiyorum. İnsanların da böyle düşünmeyişi doğaldır. Ancak, halen illaki bu malzeme olsun diyen mimar ve mühendis grupları var tabiî ki. Birçok insan alüminyuma dönüş yaptı. Herhangi bir nedenle kullanılan ürünün sadece alüminyum olduğunu düşünün. Hangi fabrika bu kadar pencereyi kapatmaya ürün yetiştirebilir? Sorarım sizlere. Kaç tane daha böyle tesis kurulması gerekiyor? Alüminyum geri dönüşümlü bir malzeme.

PVC sektörüne ciddi anlamda yatırım yaparak, bu malzemede de çok ciddi, bir o kadar da önemli seviyelere geldiniz?

Bakın plastik sonuçta plastiktir. Alüminyum alüminyumdur. Ben bu iki malzemeyi de, çok iyi tanıyan birisiyim. Belki bunun en iyilerinden biriyim. Yarın ne olacağını kim bilebilir?

Alüminyum konusunda sizin için duayen diyorlar. PVC sektöründe bu kadar fabrika yeter derken, Saraypen gündeme geldi ve çok ciddi bir pazarı elde etti. Bir anda en üst sıralara yerleşti.  Ben bu işe  o yüzden büyük diyorum. Çünkü aynı şey kompozitte de yaşandı. Bir anda bir tesis kuruldu ve Kompozitleriniz bir anda binaları sarmaya başladı. Sonuçta, bu kadar kısa zamanda yanmaz olayı gerçekleşti. Arkasından şimdi de nano teknolojisi için kolları sıvadınız. İnanılır gibi değil.

İnan ki PVC olayı tamamen tesadüf. Ama ben sana bir şey söyledim: Yaparsam en iyisini yaparım, yapmazsam konuşmam. Eğer kompozit olayını söylemem gerekirse, oğlum Murat okulunu bitirip geldiği zaman konuşmuştuk bu işi yapalım diye. Sonra bir şeyler oldu. Bizim pazarlık ettiğimiz adam bir başka firma kuruyormuş. Onun için bizimle pazarlık ettiğini düşünüyoruz halen. Onu duyunca kompozit sayısı açıkca belliydi, yetmiyordu. Keşke o adam gelmeseydi başka bir firmayı çağırsaydık. Ya da keşke adam bize, “bakın başka bir firmaya tesis kuruyorum” deseydi. “Sizin işinize talibim” deseydi. Bizi, biraz açıkçası soğuttu. O sıralar bir yerli firma daha gündeme geldi. Ortaklık meselesi filan konuşulmuş ama ben oğluma şunu söyledim: “Madem bu kurulmuş, bir de yerli kuruluyormuş,  o zaman biz bu işi yapmayalım.” Fakat, Murat bu işi kafaya bir kere koymuş, illaki olacak. Alüminyum ile ilgili ne düşünüyordu o zaman bilmiyorum ama bir şeyler yapmak istiyor. PVC’de 9 tane hatla çalışıyor. Geçenlerde yine yanıma geldi, “baba 4 tane daha hat alalım” deyince, “aman oğlum yapma” dediğimi bile biliyorum.

Kompozit için geç kaldık. Ama bize yanlış bilgiden dolayı açıkça geciktik yoksa daha evvelden kuracaktık bunu.

Siz kompozit panel işine girince, ne gibi çalışmalar yaptınız ürün üzerine?

Bizim en çok istediğimiz şey, sektöre normal kompozit yapmamaktı. Özellikle yangına dayanıklı malzeme konusunda ciddi yatırımlar yaptık. Aldığımız makine bunun içindi. Piyasanın talepleri gelmeye başladı. O yüzden normal kompozit yapmaya başladık. Bu sayede düşünme payı yakalamamız için zaman oluştu. Zaman gelecek normal kompoziti binalarda göremeyeceksiniz.

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir husus, 3-5 sene önce yapılan binalardaki kompozitlerin, hava şartlarından dolayı sararmaya, solmaya başlaması, üzerinde paslar oluşması. Bunun nedenleri nedir sizce?

Uzakdoğu’dan gelen (hepsi demem yanlış olur ama), birçok hatalı malzemenin zamanında binalara montajı yapıldı. Bu malzemelerin akıbeti zamanla ortaya çıkacak. Bunlar zamanla değişecek. Yerli üretim çok iyi durumda. Kompozit olarak yanmaza ilgi istediğimiz kadar gelmedi. Biraz proje işi bu. Yanmaz ürünümüz çok kaliteli oldu.  Zamanla ilgi de alacak.

Çok kaliteli malzeme üretiyoruz. Biz ne yaptık? Yerli üreticilerde olmayan bir şey yaptık. Kendi boya tesisimizi kurduk. Bu yüzden bir kuruş dışarıya göndermiyorum. Kendimiz boyuyor ve kendimiz kompozit yapıyoruz. Kimseyi beklemiyoruz. Üst düzeyi yakalamak işimiz.

Cotta konusunda ne düşünüyorsunuz?

O tamamen farklı bir şey. Cephelerde son zamanlarda ciddi güzelleşmeler, şekiller gündeme geliyor. Cotta’nın kiremit görüntüsü sayesinde binalarda fark edilir değişikler göreceksiniz.

Saray olarak yurtdışında nasılsınız?

Bakın iç piyasaya gösterdiğimiz özen neyse, yurtdışına da aynısını gösteriyoruz. Biz bu şekilde yetiştik. Ona ayrı, buna ayrı davranış sergileyen birisine benziyor muyum ben? Neyse odur. Sevgimiz ile saygımız ile gideriz müşteriye. Sadece ürün satmak bizim işimiz değil. Güven birinci planda gelir bizim için. Bu yüzden müşterimiz bizi tercih ediyor.

Size güzel bir şey anlatmak isterim. Geçmişte bir gün oğlum ile konuştum da onu anlatayım size: Yemeğe gidiyoruz her gün bir müşteri ile. Evin yolunu unuttuk. Anlayacağın bir müşteri gidiyor bir müşteri geliyor. Eskiden daha fazlaydı, bu sıralar biraz azaldı. Bir gün dedim ki, ”biz nasıl yapacağız? Belli bir tonaj koyalım, onlarla yemeğe gidelim. Eve filan gitmeyelim” dedim. Çünkü inanın 7 gün eve gitmediğimi hatırlarım müşteri ağırlayacağım diye. Tabii bunlar güzel şeyler. Ben böyle şeyleri oldum olası çok sevmişimdir. Çünkü bizim müşterimizle dostluğumuzun yeri ayrıdır. Bunları kazanmak önemli tabiî ki.

Sektörün Ahmet abisi olmak biraz bundan bahseder misiniz?

Kimseye kin gütmezsen, insanların bilmesi gerekeni kendisi ile paylaşırsan sevilirsin. Saklarsan ilerde üzülürsün. Benim mantığım, şu bir insanın öğrenmesi gereken neyse, eğer bilgi de sende var ise, ne pahasına olursa olsun onu paylaşmak gerekir. Yoksa o gider bunu dünyanın bir tarafından bir şekilde elde eder. Önemli olan senin duruşundur burada. Ben hep bunun için çalıştım. Sevgi bu şekilde kazanılır. Sektörde kimseyi kırmadım, kimse ile dargın olmadım. Elimden geleni paylaştım. Proje paylaştım. Ahmet SARAYLI’nın geçmişine bakarsan, ekmek bulamayan, şimdiye bakarsan ekmeğini yiyemeyecek bir insan. Bir şeye bakmak lazım. Yiyecek ekmeğe muhtaç değilsem, akşam evime gittiğimde yastığa başımı rahat koyup uyuyorsam benden mutlusu var mıdır? Bir fabrikam fazla olsa ne olur, olmasa ne olur? Çalışıyorsan, üretiyorsan karşılığı gelir. Biz çalıştığımızın karşılığını toprağa gömdük. Sektörde başarılı firmayız, iyi yerlerdeyiz. 1977 yılında en fazla kapı kolu yapan insandım. 170 kişi çalıştırıyordum. O zamanlar grevler filan var. Biz dedik ki, öyle bir iş yapalım ki, az insan olsun başımız rahat olsun. Bu işe girdik o zamanlar küçük bir pres var, 5 kişi ile o işi yapabilecektik. Hesaplar o yöndeydi. Sadece profil üretip satardık. Bugün bakıyorum o gün 170 bugün 370 kişi olmuşuz. Hesaplar bakıyorum yine değişmiş. Bende para hırsı hiçbir zaman olmadı. Yaşadığım sürece bu şekilde olmuştur.

Ahmet Saraylı başka bir iş yapsaydı aynı başarı söz konusu olur muydu?

İlhan ben sana biraz önce bir misal verdim. Ben kapı kolu yaparken sektörün bir numarasıydım. Bu işin ne olduğu önemli değil onu anlatmaya çalışıyorum. Önce yaptığın işi seveceksin. Koşturacaksın ve inan her koştuğun mesafede ne kadar yol aldığını göreceksin. Bu şekilde mutlu olursun. Yoğunluk arttığı sürece ben de yorulmaya başladım. Benim tatilim iştir. Pazar günleri bile çalışıyorum öğlene kadar. İnan bir gün evde yatsam bütün her yerim ağrımaya başlıyor. Ben de onu anlamıyorum. Ne zaman dinlenmek istesem her yerim ağrır. İşim ve çalışmak benim en büyük sağlık kaynağım.

Son olarak bizimle paylaşmak istediğiniz?

Bir oğlum, iki kızım var. İki kızımdan 4 torunum var. Bir tanesi 2 aylık, yani yeni doğdu. Benim esas servetim onlar. Onların mutluluğu apayrı benim için. Onları sevmek, onlarla oynamak, onlarla vakit harcamak. Her şeyi bana anlat desen anlatırım ama, çocuklarım ve torunlarımla geçen zamanın güzelliğini inan anlatamam. Bana bu dünyada, “bugün en fazla ne istersiniz?” diye sorsalar, tek bir şey isterim: Oğlum Murat’ın da  evlenip, kucağıma bir SARAYLI torunu vermesi. İşte o zaman dünyalar benim olacak. Benim en büyük hazinem evlatlarım ve torunlarımdır.

Bize ayırdığınız değerli vaktiniz için çok teşekkür ederiz.


A


ee


Ortalama Puan: 9.47619047619
Geri
 
 
http://aluminyumyapi.com/?sayfa=iletisim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

http://aluminyumyapi.com/?sayfa=icerik&tip=ATG%20%DDleti%FEim

 
Anasayfa Hakkımızda Firmanızı Kayededin İletişim
                  Copyright © 2010 Vizyon Tanıtım. Tüm hakları saklıdır. xdizayn.net .